BİR EV MUTFAĞINDAN TARİFLER!

Yine bizden bir parça…

Her evin ruhu olduğuna inananlardansanız eğer, biraz sonra bahsedeceklerimi çok iyi anlarsınız. Bizim ev sabah itibari ile başlar misafirlerini ağırlamaya, sabahın ilk ışıklarına kadar konuşa konuşa bitiremediklerimizle devam eder. Yeri gelir en şık halimizle, yeri gelir sabahlıklarla karşılarız gelenleri. Ama ben kendimi bildim bileli böyledir. O sebeptendir, biz evden bir misafirimiz giderse kötü hissederiz çünkü kimse gitsin istemeyiz, evi her daim dolu görmek isteriz. Çünkü böyle büyüdük, evimiz hep kalabalık, evimiz hep dolu.

Fakat samimiyet derecesi ne olursa olsun, salon bizim evin vitrini gibidir, herkes görür ama kimse girmez. Biz genelde mutfakta yaşarız. O mutfağa bir giren zamanın nasıl geçtiğini anlamadan bir saatliğine dahi gelmiş olsa, akşam yemeği ardından tatlı ile ayrılır bizden. Bu da sanırım yaşadığımız evlerin ruhları, ya da bizimle ilgili bir olay. O noktayı daha çözemedik.

Malumunuz yazılarımda pek çok kez bahsetmişimdir bizim hayatımızı değiştiren, hayatımızın şifası olan annemiz Niloş’umuzdan. Kendisiyle pek çok kez şakalaşırız yemek yapma mevzusunda. Pek yemek yapmadığından dem vururum, eğleniriz. Ama işin aslı bu değildir tabii. Kendisinin ruhu kadar ellerinin hüneri de ayrı bir efsane. Hal böyle olunca bizim mutfaktan her daim leziz kokular yükselir.

Uzun zamandır aklımızdaydı tariflerimizi, hikayelerimizi paylaşabileceğimiz bir blog açmak. Naçizane bu mutfakta neler piştiğini özellikle yeni evlilere, yemek yapmaya ben gibi merak salan gençlere. Kendi işimi yaptığımdan, evde daha fazla zaman geçirdiğimden mütevellit, mutfakla daha haşır neşir oldum. Ve bundan her zamanki gibi inanılmaz keyif aldığımı daha net farkeder oldum. Ayrı bir dünya, apayrı…

Tanıştıralım; Mutfak49/50 
Bu mutfakta öyle abidik gubidik şeyler pişmiyor. Annem, annesinden Çerkes, babasından Boşnak. Babam, babasından Gaziantep’li, annesinden Arnavut. Eski apartmanımızdaki alt komşumuz Adanalı ve yan komşumuz ise Sivaslı bir Ermeni’ydi. Dolayısıyla biz hep farklı şeyler tatma fırsatını yakaladık. Babam da sağolsun midesine ve özellikle lezzetli şeylere çok düşkün adamdı. Öyle olunca biz hep güzel şeyler yedik, bizim evimizde hep güzel şeyler pişti. Tabii konuk master şef anneannemiz geldiğinde yediğimiz şeylerin ne denli efsane olduğunu sizlere anlatamam. Çünkü onun annesi büyükannemizin evi bizim için bir cennetti. Herşeyi başlatan o, Sadiye Hanım, tonton büyükannemiz. Yağından, peynirine, tarhanasından, eriştesine herşeyi kendi yaptığı bir evdi orası, bir köy evi. Onun evinde de aynısı vardı. Gelen gidemezdi, anneannemde yani Sabahat Hanım’da da aynısı var. Onun evine de gelen gitmez. Şimdi yeni nesil annemin evi yani bizim evimiz böyle gelen gidemiyor.

Ama insan evle güzel, insanla canlı, o ocak yandıkça yaşanıyor. Ve dileğim benim evimin de böyle olması. Sanıyorum olur, bende seviyorum bu işi. Ve sanıyorum aile geleneğimiz bu. Kardeşlerim de böyleler. Hatta öyle ki, arkadaşları evden önce bize uğrarlar. Bir bakmışsın genci, yaşlısı herkes bizde. Biz aramızda takılırız, sitenin sosyal tesisi deriz. Çünkü komşuların birçoğu buradadır.

Ağırlamak olarak görmüyoruz biz. Külfet değil eğlence gibi. İnsanların keyif almasından tuhaf bir haz duyuyoruz ve neden böyle olduğumuzu her biri gittikten sonra annemle konuşuyoruz ama bulamıyoruz. Paylaşmayı tuhaf bir şekilde çok seviyoruz.

Ne olur yanlış anlamayın, bu kendimizi övmek değil. Bizim evin durumu bu.

Bu mutfakta nelerin piştiğini okumak, hikayelerimizi dinlemek isterseniz, sizi Mutfak49/50‘ye alabiliriz =)

Sevgiler,

@mugztheblogger 

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s