ÖYLE ADAMLAR DİZİLERDE!

Erkekler hala kıskançlıktan çatlıyor, hala çözemediler gözlemlediğim kadarıyla bizim Ömer hastalığımızı. Yakışıklılığından diye düşünüyorlar, zaten pek yakışıklı da bulmuyorlar. Peki, kendimden de yola çıkarak, çok sansür de vurmadan anlatıyorum…

Belki uzun uzun inceler bakarsan çok yakışıklı bir adam değil Barış, belki gerçek hayatta tanısak hiç sevemeyeceğiz, çünkü biz Barış’a değil, Ömer’in karakterine aşığız, açlığımız öyle adamlara karşı. En azından kendimden yola çıktığımda bu cevaba ulaşıyorum.

Özellikle, son dönemde diziye her ne kadar kötü deseler de, – ki bence gayet güzel ilerliyor – daha çok düştüm. Çünkü Ömer gibi adamların eksikliğini çok hissediyorum. Birbirini öyle seven insanlar görmek, cinsel dürtülerinden çok hissettiklerine, insan oldukları için birbirine değer veren çiftler görmek daha nadir gördüklerimizden ya, çok içime dokunuyorlar Defne ve Ömer.

Belki sıkıldınız benim bu Ömer merakımdan, ama sebebi Barış değil, canlandırdığı karakter! Ve son kez yazıyorum artık bu adam hakkında.

Peki bu Ömer etkisi tesadüf mü?
Bence değil! Çünkü ilişkiler sarpa sardı.

Kendimden örnek vereyim mi?
Malumunuz müzmin bekar olarak adımı kazıdım bunca sene bu sayfalara, hayatlarınıza… Ve son zamanlarda, sosyalleşme oranım artınca, daha çok insan hayatıma bir şekilde dahil olmaya başladıkça (normalde çok asosyalimdir)  daha çok insanla tanışmaya başladıkça, gerek iş, gerek sosyal olarak ortamım genişlemeye başladıkça birçok insan tanıdım.

Söyleceklerim kendimi övmek için değil!
Bunca senedir gerek arkadaşlarım olarak, gerek beni takip edenler olarak nasıl bir insan olduğumu, kendimi az çok anlatabildiğimi düşünüyorum. Kimseye sarmam, öyle kim olsa yüz verebilecek bir tarzım da yok. Hani derler ya “sevdim mi tam severim, sildim mi bir kalemde” olanlardanım… Cazibesi aşırı yüksek, olabildiğince feminen ve baştan çıkarıcı bir tarzım olmadığını düşünüyorum. Hatta arkadaşlarım arasında odunluğum o kadar popüler ki, biri için;

“sanırım benden hoşlanıyor” dediğimde;
“emin misin? yanlış anlamış olmayasın…” tepkisini dahi alıyorum. Çünkü genelde davranışlarım ile bir erkek-savar gibi geziyorum.

Son birkaç senedir kaç yaşında adamlar çocuk değil de, cinsellikle yeni tanışmış ergen gibi. Şimdi fizyolojik ihtiyaçlara girmeyeceğim, “eee doğaları böyle” de demek istemiyorum ama sanki eskiden böyle değilmiş. Seninle ilk tanıştığı andan itibaren akıllarından geçirmekle de kalmıyorlar, tek amaçları olan şeyi sesli olarak dile getirmekten de çekinmiyorlar. Herhalde mesaj içeriklerini burada söylememe gerek yok.

Zaten yaş şeysi de artık çok önemli değil. Eskiden “kızım yaşında / oğlum yaşında” denirdi. O hiç kalmadı. Ona değinmiyorum bile!

Kendimi sorguluyorum. “Bir yerde yanlış mı yapıyorum?” diye soruyorum kendime ama yanlış ya da doğru olarak değerlendirebileceğim bir hareketim de yok. 

Ve bu adamlar da, yanlış anlamayın, beni tanıyan nasıl biri olduğumu aşağı yukarı bilen, bilmeseler de çok rahat anlayabilecek insanlar.

Bende istemez miyim?
Gerçekten hayatımda gurur duyacağım, birlikte olmak isteyeceğim biri ile sevgili olmak, evlenmek? Çok isterim. Gerçekten belki hayatımda ilk defa bu sene bu kadar çok istiyorum yanımda birinin olmasını ama adamlara bakıyorum… Kendimi bir türlü bağdaştıramıyorum.

Bir yere koyamıyorum. Sonra düşünüyorum “ben nerede yanlış yapıyorum?” acaba sorusunu soruyorum kendime.

Hayır, yüz de vermiyorum!
Buradan da herhangi bir laf çakma derdim yok, rezil etme merakım da yok! Ama neden ben? Tek merak ettiğim bu! Çünkü ben o aradıkları değilim, o aradıkları gibi bir kız değilim. Nedenini çözmeye çalışıyorum.

Mesajlar, mesajlar, mesajlar…
O mesajlar insanı o kadar çok rahatsız ediyor ki… O kadar huzursuz ediyor ki… Kendini insan o kadar kötü ve basit hissediyor ki, anlatamam!
Zaten şu iletişim kolaylaştı kolaylaşalı herkesi tanımış olduk, kimin ne niyetle yanımızda olduğunu daha net görür olduk.
Bir türlü doğru kullanmayı öğrenemedik şu mereti!

Ömer’in bununla, Barış’ın bununla ne alakası var?
Çok alakası var. Ömer gibi adam olmak çok mu zor acaba?

Yani karşındaki insana, insan olduğu için değer vermek çok mu zor? Bazı şeyleri birbirinizi biraz tanıdıktan sonra beklemekte mi çok zor?
Dinleyebilmek, tanımak istemek, flört edebilmek, iş ve aşkı ayırabilmek çok mu zor?

Söz gelimi bu hiç hoşlanmadığım teklifleri sevgili olabildikten sonra bile ıkına sıkına dile getirebilmek, kibar yolla anlatabilmek çok mu zor?

Ama niyet sevgili olmakta değil. Takılalım… Yani sen sorun etme sevgililiği o kadar önemli birşey değil, sen tamam de, onu da düşünürüz ayarında düşünceleri olduğunu her şekilde anlamak mümkün.

Ya da o adamlar nerede?
Müge sen kimsin ki bunları dile getiriyorsun?” diyecek olursanız, elimden geldiğince kendime olan özsaygımı korumaya çalışıyorum kendimi bildim bileli. Bu sakın sevgilisi olanları, özel şeyler yaşayanları kınadığım anlamına gelmesin. Beni takip edip okuyanlar şunu da çok net tahmin ederler, ben güvenebileceğim, saygı duyabileceğim biri olsa hayatımda, kimse ne der diye düşünmem, annem dahi olsa kimseyi dinlemem, aynı dizideki Defne gibi. Burnumun dikine dikine giderim onun için. Ama bunca zaman olmamasının sebebi de bu. O adamı bulamadım!

Aksine ne kadar aramadığım, ne kadar bana zıt adam varsa beni buldu.

Yani bir mesaj atılıyor ortaya, yersen, tutarsan, kapılır bir gece gidersen, ne kadar tatlı…

Yani sen bir dürtüyle açılmış rehberden rastgele seçilmiş bir avsın! Avlanırsan, o tuzağa düşersen! Önceleri saf saf yedim de “ay hoşlanıyor galiba” benzeri tipik bir Polyanna portresi çiziyordum ama uyandım!

Ve tip bu adamlar işin varsa, işine de ket vurur, arkadaşsan arkadaşlığını da bitirir. Kısacası hayatını rezil de eder. Çünkü neden? Yine suçlu sensin. Zaten ben mesaj attım, zaten ben kuyruk salladım, zaten onları dikkate almadım. Bir de o erkektir yapar!

Belki benim ailemden sakladığım bir erkek arkadaşım var, birlikte fotoğraflarımız yok ve bu mesajlar yüzünden itham altında kalıyorum. Aman ne olacak ki?

Bu sadece kızların/kadınların problemi değil, erkekler de aynı konudan müzdarip. İllet olan kızlar var, yapışan kızlar var. Sevgilisi olduğunu bilmesine dair peşini bırakmayan kızlar var. Sadece kız arkadaşlarının sevgilisini elinden alarak yaşayan kızlar var… Erkekleri de anlıyorum, onların da derdi büyük. Yani bir rahatsız grup var erkekli / kızlı rahatsız etmek için, huzur kaçırmak için yaşıyorlar sanki!

O yüzden diyorum ya, ne erkek ne de kız olarak, kadın olarak bir saygınlığımız yok, kalmadı. Yani neden böyle oldu bilmiyorum… Hele bir de bunun ucu bana nasıl dokundu onu hiç anlayamıyorum?

Kimseyle doğru düzgün arkadaş olamıyorsun, kimseye derdini anlatamıyorsun. Doğru düzgün düşünen her insanın aklında “acaba samimiyetimi yanlış anlar mı? sorusu. İnsanlar kendilerini daha çok, daha uzun açıklamak zorunda kalıyorlaer.  Kızlar açısından ise sanki gazozlu yıllara dönüyor gibiyiz.

Evet onu unuttum, dizinin izlenme sebebi, bu kadar hasta olunmasının nedeni o aralarındaki ilişkinin samimiyeti, Ömer’in içinde bulunduğumuz dönemin dışına ait bir adam olması. Karı kıza nesne olarak bakmadan bir insan olarak değerlendirmesi,  çok masum sevmesi,aralarındaki ilişkinin çok gerçek olması, yanındaki kadını/kızı bir obje olarak görmemesi, aksine ona insan olduğu için değer vermesi,  onun başarısıyla mutlu olması, doğru dürüst bir yaşam sürme gayesinin olması, derdinin kendi hayatıyla, işiyle olması, ee tabi Barış’ın da yakışıklılığı da cabası…

Gel adam gibi gel, tanımak için gel, kararlı gel, söylediğinin arkasında durarak gel, dinleyelim, muhattap alalım, fırsat verelim!

Bir ölç tart, belki deliyim biliyor musun? Belki iğreneceksin ben konuşurken biliyor musun? Ama ağza bir bant konuşma boşver bunları, yatalım gerisi önemli değil, bir kese kağıdı kapatır tüm sorunu değil mi?

Kıskanma Ömer gibi ol, elini tutalım!

Kısacası böyle olmak çok mu zor?

Hala bunu düşünüyorum!

Kafamda deli sorularla ben…

Anladığınız gibi aşırı sinirliyim, aşırı dertliyim bu konudan yana! Sadece kendimden değil ki, çevremde ben gibi tüm yalnız kız arkadaşlarım aynı dertten müzdarip. Hayır öyle insanlar da değiliz. Neden biz onu anlamıyorum! Anlamlandıramıyorum. Sesimi de çıkarmadıkça daha da artıyorlar, daha da rahatsız ediyorlar.

Şundan eminim bu yazıdan sonra topa da tutulacağım belki. Sen nasıl bir insansın, nasıl bir çevren var diyecekler. Bunun için de sosyal medya da var olan mesaj kutularının incelenmesini tavsiye ederim. Hepimizin başında böyle bir dava var.

NySe sZ mŞgLsNz gLba:S

Sevgiler,

MugzTheBlogger…

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s